30 Ağustos 1937 Yeni Zelanda doğumlu Bruce McLaren 15 yaşındayken kendi başına bir Austin Ulster’i yarış için modifiye etti ve 22 yaşında tarihin en genç Grand Prix şampiyonu oldu. 1966’da Ford GT40 ile 24 saatlik Le Mans yarışını kazandı. Bu başarılı yarış kariyeriyle birlikte Bruce, kendi yarış şirketini kurmaya karar verdi. McLaren Motor Racing tam olarak bir yarış şirketiydi, gelmiş geçmiş en ünlülerden biri. Ama günlük olarak kullanılabilecek arabalar üretmiyordu. Fakat Bruce başka hayaller kuruyordu. Elde ettiği yarış deneyimini sokağa taşımak istiyordu. Fakat 1970’te proje henüz prototip aşamasındayken Bruce yapmayı en çok sevdiği şeyi yaparken, kendi geliştirdiği arabasını test ederken hayatını kaybetti. M6GT projesi böylece rafa kaldırıldı. Fakat bazen hayaller, kazalardan sağ kurtulabilir.
Görsel: commons.wikimedia.org
Ron Dennis 1980’de kendi şirketi olan Project 4 ile McLaren'i birleştirerek şirketin yönetimine geçti. McLaren, Dennis yönetimi altında yükselişe geçti, arabaları 80’lerin büyük bir bölümünde yarış dünyasını domine etti. Fakat şirket için cesur bir yönelim olacak olan karar bir toplantı salonundan veya yarış pistinden çıkmadı. Bu efsane Ron Dennis, teknik yönetici Gordon Murray ve hisse sahibi Mansour Ojjeh havaalanında rötar yapan uçuşlarını beklerken ortaya çıktı. Beklerken sıkılan bu üçlü eskileri yâd edip sokak için bir McLaren üretme fikrinden bahsettiler. Başta sadece muhabbet arasında geçen bu fikir bir süre sonra akıllara yatmaya başladı. Dennis zaten McLaren yarış şirketine kardeş bir şirket olan Mclaren Cars’ı kurmuştu. Fakat bu şirketin henüz yapacak bir işi olmamıştı. 1990’da resmi bir toplantı yapan şirket bir sokak McLaren ’inin nasıl olması gerektiğini konuştu. Bu toplantı tam 10 saat sürdü. Herkes bu arabanın yapımında hiçbir şeyden taviz vermemeleri gerektiği konusunda hemfikirdi. Motor doğal olarak hava beslemesi almalıydı çünkü en küçük bir turbo lag bile kabul edilebilir değildi. Üretilmiş tüm süper arabalardan daha hafif olmalıydı. Ve o kadar hızlı olmalıydı ki sadece şu ana kadar üretilmiş arabaları değil, gelecek yıllarda üretilecek arabaları bile alt etmeliydi. Bu imkansıza yakın arabanın imkansız motoru için şirket gözünü Almanya’ya, BMW’ye çevirdi. BMW mühendislerinin elinden çıkan motor 6.1 litre ile 600 beygir güç veren bir V12’di. Bu sırada McLaren ise bu V12’nin üreteceği sıcaklığa dayanabilecek bir motor bölmesi tasarlamakla meşguldü. Araştırmalarının sonunda kullanacakları materyalin altın olmasına karar verdiler. Yöneticilerin bu çılgın fikre cevabı ise sadece “Evet” oldu. Materyal konusunda tek ilginç tercih bu da değildi. McLaren’in yarış takımı zaten Formula 1’de karbon fiber kullanımında çığır açmıştı. Yeni arabanın istenilen hafiflikte olması için tüm gövdesini bu egzotik materyalden üretmeye karar verdi ve dolayısıyla bunu yapan ilk seri üretim araba modeli oldu. Son olarak ilginç bir diğer karar ise sürücü koltuğunu arabanın ortasına koymaktı. Yarış arabalarından aldıkları ilhamı burada da göstererek sürücüyü arabanın ortasına, iki yolcu koltuğunu ise arkaya sığdırmaya karar verdiler.
Görsel: commons.wikimedia.org
Yarış arabalarından aldıkları ilhamı gizlemekten çekinmeyen McLaren bu egzotik arabayı F1 olarak isimlendirdi. 1993’ten itibaren 1 milyon dolarlık bir etiketle satışa çıktı. Fiyatı sebebiyle doğal olarak 100 kadar F1 üretildi. Fakat ne kadar az üretilirse üretilsin F1 gelmiş geçmiş en iyi performans aracı olma misyonunu başarıyla tamamlamıştı. 1993’te üretilmesine rağmen McLaren F1 hala doğal yolla hava beslemesi alan en hızlı araba konumunda. Temelde hala bir yarış şirketi olan McLaren, F1’i modifiye ederek F1 GTR adıyla yarışmalara sokmaya başladı. Diğer tüm şirketlerin bu yarışa özel tasarladıkları arabalarla katıldıkları 24 saatlik Le Mans yarışına McLaren 1995’te biraz modifiye edilmiş bir sokak arabasıyla katıldı. Bu modifiye de bir arka kanat ve yarış lastikleri eklemekten ibaretti. Herkesin düşük beklentilerine karşın F1 GTR yarışı birincilikle bitirdi. Böylece McLaren hem Le Mans, hem Formula 1 hem de Indy 500 yarışlarının üçünü de kazanan ilk marka oldu. İlerleyen 15 yıl içinde şirket sessiz kaldı. 1999’da Mercedes’in SLR projesine yardımda bulunmak dışında bir gelişme yaşanmadı.
Görsel: commons.wikimedia.org
2010’da ise McLaren Automotive adı altında yeni bir şirket kuruldu. Şirketin ilk projesi Ferrari 458 ile yarışacak olan MP4-12C isimli normal bir süper arabaydı. Performansı hakkındaki yorumlar pozitif yönde olsa da arabanın Ferrari veya Lamborghini gibi bir ruhu olmadığı eleştirilerine maruz kaldı. 12C McLaren’in sokaklara dönüşü olduğu gibi, fiyatının daha makul bir seviyede olmasıyla şirketin daha ulaşılabilir bir noktaya gelmesini sağladı. Bundan sonraki proje ise akıllara durgunluk verecek nitelikteydi. P1 isimli bu yeni araba hibrit bir tasarıma sahipti. Ama bu sizi yanıltmasın; P1 900 beygir ile 0-100’ü 2.3 saniye olan bir süper araba olarak tasarlandı. Hibrit tasarımların hızlı arabalarda da iş görebildiğini kanıtladığı gibi neredeyse tamamen karbon fiberden üretilen yapısı ve dinamik süspansiyonu ile şimdiye kadar üretilmiş en inanılmaz arabalardan biriydi. P1 milyonerlerin garajlarını süslerken McLaren ulaşılabilir konumunu korumaya devam etmek istiyordu. 2015 yılında 12C modeli 650S ile değiştirildi. 2016 yılı ise McLaren için önemli bir yıl oldu. 3 farklı arabanın duyurusunda bulunan şirket, giriş seviyesi için üretilen 570S, Çin piyasası için üretilen 540C ve daha üst seviye 675LT modellerini duyurdu. Grand Tour versiyonu olan 570GT ise bir sonraki sene ortaya çıktı. Ve son olarak 2018 yılında 650S yerine geçen 720S modeli satışa çıktı.
Bruce McLaren’in hayali ve vizyonu, 50 yıl sonra hayat buldu. Hem F1 hem de yeni modellerle yarış kültürü ve teknolojisini sokağa getiren McLaren, hem kurucusunun rüyalarını gerçekleştirdi hem de süper araba piyasasına yeri doldurulamaz arabalar kattı. Böylece yarış dünyasında adı efsaneler arasında yer alan McLaren, artık sokakta da aynı statüye ulaştı.



