Büyüklerimizin çokça anısı vardır onunla, küçüklerimiz ise muhtemelen eski Türk filmlerinden tanır onu. Hatta pek uzaklaşmadan yakın geçmişte de Türk dizilerinde misafir edilmişliği vardır. Perran Kutman'ın, idealist ve köklerine bağlı bir lise öğretmenini canlandırdığı Hayat Bilgisi dizisinde de kullandığı, gözünün nuru arabasıdır Anadol. Türkiye'nin ilk yerli ve seri üretim otomobili diye bahsedilir. Gururumuzdur. Bazen de geriye dönüp baktığında ise üzülür insan, neden aynı hevesle bize ait bir otomobil üretmeye devam etmedik diye. Nedeni net olmasa da hikayesinden bahsetmek gerekir biraz da: Vehbi Koç'a ve Trakya Rallisi'ne uzanan bir geçmişi vardır Anadol'un.
Daha Honda'nın popüler olmadığı, Opel'in ortaya çıkmadığı günlerde, Vehbi Koç günlerini Türkiye'nin kendine ait bir otomobili olması düşüyle geçiriyordu ve 1928 yılında Ankara'da Otokoç firmasını kurdu. Tabii hayaller ve gerçekler arasında her zaman büyük bir uçurum olmuştur, Vehbi Koç'un da hayali, 19 Aralık 1966'ya kadar gerçekleşmedi. Ancak bu, başarı yolunda bazı önemli adımlar atılmadığı anlamına gelmiyor. Bunlardan biri Ford Motor Company'nin Türkiye distribütörlüğünü alması ve 1946 yılında yılında Türkiye'nin resmi Ford temsilcisi olmasıdır.
İşin içine Ford'la olan bağlantının girmesiyle 1964 -1956 yılında çalışmalara başlamak için bir takım görüşmeler yapıldı ancak bu görüşmeler sonuçsuz kaldı. Böylece Adnan Menderes ile kontak kurularak Amerika'yla bağlantıya geçildi. Marşa basıldı, gaza yüklenildi, ayaklar debriyajdan yavaşça çekildi ve yola çıkıldı. Önce 1959'da Otosan kuruldu. İki kapılı, mekanik parçaları Ford'dan temin edilmiş sedan Anadol A1 Mkl ise 19 Aralık 1966'da dünyaya gözlerini açtı. 26.800 liradan satışı başlatıldı.
A1, döneminde dünyada çokça kullanılan fiberglas teknolojisiyle üretiliyordu. Fakat Türkiye'de bu madde yeterince rağbet görmedi ve karalama yazılarına, komedi malzemesi olmasına sebep oldu. Yine de bu eleştiriler Anadol'un halk arasında yükselen sevgisine engel olmadı.
Böylece toplumda sevilen ve benimsenen bir model haline geldi. Öyle ki, bu içgörü reklam kampanyalarında da kullanıldı. Eski reklam filmlerine baktığımız zaman duyduğumuz, "Anadol’um benim…" yinelemeleri, bu sevgi için bir kanıt niteliği taşıyor. Ancak Anadol, yalnızca halk için binek araba olma özelliği taşımıyordu. 1968 yılında, Renç Koçibey ve Demir Bükey, A1 ile ralli serüvenine çıktı ve bu serüveni birincilikle tamamladılar. İşte bu, Trakya Rallisi'ydi.
İlk göz ağrımız Anadol'un toplumla derin bir bağ kurmasının bir diğer nedeni ise isminin halk tarafından koyulmuş olmasıdır. Yaşamının ilk günlerinde model, henüz Anadol ismini kazanmamış ve adı halk için düzenlenen bir yarışmayla belirlenmişti. Ödül 10.000 TL idi. Binlerce telgraf ve mektup arasından 4 isim masaya yatırıldı: Ve-Ko (Vehbi Koç isminin kısaltılmış hali), Anadolu, Anadol ve Otosan. Jüri ile yapılan uzun toplantılar sonrasında Anadol isminde karar kılındı. Öneriler arasından seçim yaparken hem bizim için hem de global anlamda en kolay ve anlaşılır telaffuza sahip olması ve kısalık, özgünlük gibi parametrelerle ismi koyulmuş oldu.
Yine 1968 yılında Anadol, yurt dışını ziyarete gitti ve İngiltere'de düzenlenen bir otomobil fuarında sergilendi. Fuarda tanıtımını yapan kızların kıyafetleri ise dikkat çekiciydi. Çünkü milli kıyafetlerimizin modernize edilmiş tasarımlarını giyiyorlardı ve bu da adeta Cumhuriyet döneminin ve Anadol felsefesinin bir projeksiyonuydu: Özüne bağlı ancak modern dünyaya uyum sağlayan, teknik anlamda gelişen ve başarılı bir dünya.
Aydın Demirer ve Özgür Aydoğan'ın kaleme aldığı Anadol'un Hikayesi isimli kitapta Rahmi Koç, o günler için şu açıklamayı yapıyor:
"İnsanlar bana Anadol'u İngiltere'de satmadığımız halde fuarda niye sergilediğimizi soruyor. İki nedenimiz var. Birincisi, bütün dünyaya Türkiye'de seçkin bir otomobil sanayinin var olduğunu göstermek. İkincisi, bu önemli otomobil fuarında Anadol'un ihracat şansı konusunda bilgi sahibi olmak. Projenin tümü ise, ödemeler dengesi sorunu olan Türkiye için umulmadık büyük bir başarı ve çok büyük bir değerdir."
Anadol'un üretimi, 1984 yılında son buldu. O güne kadar toplamda 93.188 adet üretildi. Model, günümüzde o dönemi yaşayanların ya da ucundan yakalayanların yüzünde bir gülümseme oluşturuyor ve klasik olarak kabul ediliyor. Ancak İngilizlerin döneminde Anadol'un aynısını üretme çabalarının sonucu olarak Anadol'a yalnızca Türkiye'de değil, Yeni Zelanda'ya ait bir adada da çokça rastlamak mümkün.



