Araba sektöründe marka mühendisliği, kendini bir firmanın başka firma tarafından üretilen bir arabayı kendi üretimiymiş gibi satması olarak gösteriyor. Bu süreç arabanın ismi, markası ve hatta bazen mekanik bileşenler değişerek gerçekleşiyor. Amaç bazen elde edilebilecek geliri artırmakken bazen ise zor durumdaki bir firmayı kurtarmak oluyor.
Görsel: commons.wikimedia.org
Marka mühendisliğinin ilk örneklerinden biri şaşırtıcı bir şekilde arabaların tarihçesinde erken bir döneme denk geliyor. Nash isimli bir araba markasına sahip olan Charles Nash, daha fazla gelir elde etmek amacıyla adını Yunan mitolojisinden alan Ajax isimli başka bir marka yaratmaya karar verir. Ajax arabaları temelde Nash’lerden farksızdı fakat satış rakamları beklenen seviyeye ulaşmadı. Firma, Ajax arabalarının Nash ile tamamen aynı olduğunu anlatan bir reklam kampanyası başlattılar. Ama bu da pek işe yaramayınca Ajax fabrikası iki günlüğüne üretimi durdurdu ve üretimdeki arabalarda bulunan üzerinde Ajax yazılı her şeyi Nash ile değiştirdiler. Hatta halihazırda satılmış olan Ajax’ları Nash’lere çevirmek için dönüştürücü kitler bile satıldı.
Görsel: commons.wikimedia.org
Bir başka başarısız hikaye ise 2004’te Pontiac’ın başına geldi. Kuruluşlarının altında yatan sportif çizgiden uzaklaşan marka, popülaritesini kaybetmeye başlayınca hızlı bir arabaya ihtiyaç duydu. General Motors’un 1931’den beri Avustralya’da satış yapan alt markası Holden’in en ünlü modeli Monaro bu iş için seçildi. 1968’den beri üretimde olan Monaro, Avustralya’da Mustang veya Camaro ile kıyaslanabilecek bir popülariteye sahipti. Fakat Monaro ismi Amerika’da bir anlam ifade etmeyeceği gibi yeni bir isim altında üretime girmek de satış rakamlarını düşürme riski taşıyordu. Bu yüzden 70’lerden beri ortalarda görünmeyen ve Pontiac için belki de en önemli isimlerden biri olan GTO seçildi. İlk üç yılında 40.000 adet satmasına rağmen bu yeni model Pontiac’ı kurtarmaya yetmedi. Yeni GTO için yapılan temel eleştiri, eski GTO’lar ile bir alakası olmamasıydı.
Görsel: commons.wikimedia.org
Marka mühendisliğinin bir ihtiyaç olmasının temel sebeplerinden biri, sıfırdan yeni bir model tasarlama ve üretmenin yüksek bir maliyeti olması. 80’lerde GM buna benzer bir problemle karşı karşıya kaldı. O dönem yaşanan petrol krizi sebebiyle insanlar Toyota Corolla gibi az yakan, ekonomik ve günlük arabalara yönelmeye başlamıştı. GM de ekonomik arabalar üreten bir marka olmadığı için satışlarında hissettikleri düşüş, onları Toyota’nın kapısını çalmaya itti. Toyota’nın başarılı modellerini Birleşik Devletler’de satma teklifleri Toyota tarafından olumlu karşılandı. Çünkü Toyota da Amerika’da araba üretimine adım atmayı planlıyordu. Bir anlaşmaya varan iki firma, Kaliforniya’da bir fabrikaya ortak olacak ve GM, Amerika sınırları içerisinde üretilen Corolla Sprinter’ları satacaktı. İlk model Chevrolet markası altında Nova ismiyle 1985’te satışa çıktı. Bu model 1988’de yerini Geo Prizm’e bıraktı. Bu anlaşma 2010’a kadar sürdü. Fabrika kapandığında ise Tesla satın alarak yeni modellerini burada üretmeye başladı.
Görsel: commons.wikimedia.org
Bazen de firmalar üzerinde uygulanan regülasyonlar, isim değişikliklerine sebep olabiliyor. 2009 yılında Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu bir düzenleme, firmaların karbondioksit emisyon seviyelerini geliştirmek zorunda bıraktı. Bir İngiliz klasiği olan Aston Martin bu düzenlemelere uyarken arabalarının performanslarından ödün vermek veya hibrit teknolojisine adım atmak istemedi. Bu yüzden emisyon ortalamasını düzeltmenin en iyi yolu, başka bir firmanın arabasını kullanmak oldu. 100 kilometrede 4.3 litre yakan Toyota IQ, Aston Martin için ideal modeldi. Fakat IQ’yu diğer Aston Martin modellerine benzetmek gerekiyordu. Bu yüzden Aston Martin’in klasik ön kaportası ile lüks iç döşemeler eklendi ve motorun gücü 98 beygire yükseltildi. Cygnet adını alan yeni model 40.000 dolarlık bir etikete sahipti. Satış planları ilk yıl için 4.000 adet araçtı fakat iki yıllık ömrü boyunca yeni Cygnet Birleşik Krallık’ta sadece 150 adet satabildi.



