Britanya; Jaguar, Land Rover, Lotus, Aston Martin gibi otomotiv sektörünü derinden etkileyen markalara sahip. Fakat bu markaların arasından sıyrılan bir marka var. O kadar ikonik ki 40 yıl boyunca tasarımı değiştirilmedi. 20. yüzyılın arabası seçimlerinde VW Beetle, Citroën DS ve Porsche 911’in önünde, Ford Model T’nin arkasında 2. seçildi. Britanya’yı en iyi temsil eden markalardan biri olan Mini Cooper, araba tasarımını sonsuza dek değiştirdi.
Mini’nin tasarımının hikayesi etkili, geniş hacimli, Londra trafiğinde kullanımını kolaylaştırması için küçük, fakat trafiği az bağlantı yolları olan İngiliz B yollarında kullanması zevkli bir araba fikri ile başladı. Morris Motors, bu iş için bir başka Britanya ikonu olan Morris Minor’ın tasarımcısı, Osmanlı’nın hakim olduğu dönemde İzmir’de doğmuş olan Yunan Alec Issigonis’i seçti. 1952’de Morris ile Austin’in birleşmesiyle British Motor Company kuruldu. Bu dönemde Issigonis ve ekibi küçük dış iskelet ile büyük iç hacim arasındaki dengeyi yakalamakta zorlanıyordu. Buldukları çözüm sadece Mini’yi değil sonrasında gelecek olan bütün ekonomi araçlarını değiştirecekti. Issigonis, motoru yan çevirmeyi ve ön tekerleklere güç vermeyi akıl etti. Motorun yan durması motor için gereken alanı azaltarak iç hacmi genişletti. Araba ön tekerleklerden güç alacağı için motordan arkaya uzanan bir şafta gerek kalmayacaktı bu da düz bir zemin ile daha geniş bacak alanı anlamına geliyordu. Fazlasıyla küçük olan bu prototipe 4 yetişkin rahatlıkla sığabiliyordu. Daha da ilginç olan kısmı ise arabanın manevra kabiliyetiydi. Tekerleklerin arabanın köşelerine çok yakın olmaları, çok rahat ve kolay bir sürüş sağlıyordu.
Görsel: istockphoto.com
Üretime hazır olan prototip, diğer arabalar gibi montaj hattında üretilmeyecekti. Her parçanın tek tek monte edilmesi yavaş ve titiz bir süreçti fakat daima kaliteli bir montajı garantiliyordu. Mini'lerin bu hassas üretimi, ilerleyen yıllarda markanın en önemli yönlerinden biri haline gelecekti. İlk Mini’ler 1959’da Morris Mini-Minor ve Austin Seven olarak çıkış yaptı. BMC, Mini’nın toplum gözündeki “aile için 4 koltuklu pratik” görünümünden memnundu. Fakat arabanın potansiyelinin farkında olarak 1961’de Mini’yi Monte Carlo rallisine katılmak için hazırladı. Yarış Ocak’ta düzenlendiği için kar ve buz, yarışmacılar için zorlayıcı faktörlerdi. Ferrari ve Lotus’larla yarışan Mini, kötü bir performans sergilemedi. 34 beygirlik gücüne rağmen diğer arabaların kayıp takla attığı buzlu bölümlerde ön çekişi sayesinde harika yol tutuşu ile dönüşlere girebildi.
Bu küçük ön çekişli yarış arabasının potansiyelini en iyi gören kişi, 50’lerde babasıyla birlikte Formula 1’i orta motorlu arabalarıyla domine ederek sonsuza kadar değiştiren John Cooper fark etti. Cooper, arabayı 70 beygir gücüne çıkardı ve frenleri yenileyerek sonraları Mini Cooper S olarak bilinecek olan modelin doğuşunu sağladı. Cooper ile araba 1964’te tekrar Monte Carlo’da yarışmaya gitti ve 4 sene üst üste kazanmayı başardı (3. şampiyonlukta farlarda yanlış ampul kullanımı sebebiyle diskalifiye oldular). Mini’nin bu kanıtlanan başarısı ile insanlar kendi Mini’lerini modifiye ederek yarışlara katıldılar.
Görsel: commons.wikimedia.org
Mini üzerinde yapılan deneyler sonucunda 1960’ta Mini Vagon, 1961’de Mini Pick-up ortaya çıktı. En enteresan versiyonlardan biri ise askeri off-road kullanım için üretilen Mini Moke oldu. Britanya Ordusu ve Kraliyet Piyadeleri bu modelle pek ilgilenmediler fakat BMC yine de üretime devam etti ve model bir kült klasiği haline geldi. Hız tutkunları ise 1989’da ERA Mini Turbo ile istediklerini aldılar. Bu Mini 100 beygirlik güce sahipti ve fabrikadan turbo ile çıkan tek klasik Mini modeliydi. English Racing Automobiles tarafından üretilen bu model saatte 185 kilometre hıza ulaşabiliyordu.
Görsel: commons.wikimedia.org
1994’te BMW, Mini’nin ebeveyn markası olan Rover’ı satın aldı ve yeni bir modelin geliştirilmesi için kolları sıvadı. Rover ise 2000’de Ford’a satılana kadar klasik Mini üretimine devam etti. BMW 2000 yılının sonunda yeni Mini Cooper’ı piyasaya sürdü. Yeni model eskisinden biraz büyük olsa da yuvarlak farları ve klasik beyaz tavanı ile eski modele benzerliği yadsınamazdı. John Cooper’ın anısına BMW, spor versiyon için Cooper S ismini yeniden canlandırdı. Cooper S, supercharger’lı 1.6 litrelik motoruyla 160 beygir güce sahipti. Motor bloğu döküm demir olduğu için modifiye edilmeye uygundu ve köşeleri aynı eski Mini gibi kolayca dönebiliyordu. Yine eski Mini gibi, marka yeni modeller çıkararak genişleme yoluna gitti. 2005’te üstü açık Mini Convertible, 2007’de normal modelin dizel versiyonu, 2008’de daha geniş ve uzun Mini Club Van, 2011’de ilk Crossover model olan dört çeker Countryman piyasaya sürüldü. Countryman modeli ile Mini aynı zamanda ralli çevresine dönüş yaptı. Zorlu Dakar rallisini 4 kez kazanan Countryman, Mini ismini tekrardan ralli tarihine altın harflerle yazdı. Bu modellerin içinden John Cooper versiyonları, alabileceğiniz en hızlı Mini modeli olacaktır. Turbo destekli motorları 220 beygir güce ulaşırken ön frenler soğutma sistemine sahip.
Görsel: commons.wikimedia.org
2015’te Britanya, Britanya’yı en iyi yansıtan araba olarak Mini’yi seçti. Bu marka ön çeker ekonomi arabalarını kökünden değiştirdiği gibi yarış arabalarının büyük motorlara sahip olmak zorunda olmadığını da kanıtladı. Britanya’dan çıkan en ikonik şeylerden olan Mini, geçirdiği 60 yıla rağmen popülaritesini hiçbir zaman kaybetmedi.



